20 Eylül 2013 Cuma
15 Eylül 2013 Pazar
İkteker üzerinde Felsefe
Bir çoğumuzun (motosiklet binicisinin), aynı zamanda iyi bir bisiklet binicisi olduğunu tahmin ediyorum. Bugün katıldığım bisiket turunda her eylemimde olduğu gibi tüm süreci analiz etmeye çalıştım.
Nedir bisiklette ve nedir Motorsiklette beni çeken diye? Aralarındaki fark nedir diye?
"Birinde motor var. Diğerinde pedal çeviriyorsun" gibi derinlik algısından yoksun bir görüş veya cevap peşinde olmadığımı söylememe gerek olmasa da yine de duyurmak isterim. Muhtemel bir iletişim kazasını baştan önlemek adına.
Biraz fizik (Uzaydaki iki nokta arasındaki en kısa mesafe her zaman bir doğru olmayabilir) biraz da metafizik (içsel ve duysal yolculuk, her iki selede) çerçevesinde değerlendirmenizi umduğum sonucu paylaşayım istedim:
Bisiklet zamanı, Motorsiklet mekanı genleştiriyor.
Benimki gibi, abuk düşünceleriniz varsa selenizin üstündeyken aklınıza gelen, bu başlıkta paylaşalım istedim.
Huzur.
7 Eylül 2013 Cumartesi
Doğu Karadeniz Gezisi - 1nci Bölüm
Can’lar,
Ön söz:
Bu gezi ve coğrafyanın, bir gezi yapmış olmanın ötesinde bir katkısı oldu benim için. Ama bu katkının ne olduğuna geçmeden önce bir kaç açıklama yapmam gerek.
Doğu Karadeniz coğrafyası, olduğunu sandığımızdan öte bir coğrafya, öte bir dünya, adeta öte bir boyut.
Seyretmek ve bakmakla asla anlaşılmayacak, içinde yaşayarak anlam kazanabilcek bir boyut.
Neden? Nasıl? Niçin? Bu sorulara cevap bulunabileceğini, bulunmasa bile en azından cevapların varlığından haberdar olduğunuz, bunun anlayabildiğiniz bir boyut.
Bu yolculuğun en önemli katkısı bu:
Rapor:
2012 yılından beri Doğu Karadeniz bölgesini motorumla geçme hayali kuruyordum. Hedef yıl olarak da 2013 yılını belirlemiştim.
Bir yıl nasıl da geçti. Ve beklenen günler geldiğinde bazı aksilikler, bu yolculuğu zorlaştırdı durdu. Ve sonunda vazgeçmek zorunda kalmıştım.
Neyse hayırlısı derken, şartlar değişti ancak bu sefer de bir yol arkadaşı bulamadım. Önce yalnız çıkmayı düşündüm ama sonrasında biriyle çıkmak, akşamları biraz muhabbet etmek de fena olmaz diye yeniden askıya aldım bu fikri.
Derken, bir gün Ride Turkey’den tanıştığımız Volkan Tunalı beni aradı ve “ Abi ben bu hafta sonu tekerlek döndürüyorum Karadeniz’e istersen gel, gelmesen de çıkacağım” deyince, yazık arkadaşım yalnız başına çıkmasın dedim ve “tamam ben de geliyorum” dedim.
Volkan’la 03 Ağustos 2013 sabahı İzmir’den başlayıp 10 Ağustos akşamı yine İzmir’de sonlanacak olan 8 günlük gezimiz için sözleştik.
İlk molamız Tosya’da. Aslında Amasya’ya kadar gidebilirdik. Ancak yol arkadaşımın gece sürüşü yapmak istememesini anlayışla karşıladım. Tosya Doğramacı otel’de konakladık..
Ne yaptıysak yorgunluk atmak için bir bira içemedik. ramazan ve Kadir gecesi diye satış yapılmıyormuş, ileri demokratik ve aydınlık ülkemde.
Ve ertesi sabah devam:
Bazen küçük bir mola iyi gelir:
Ve Amasya
Amasya’da hemen hava değişiyor, daha açık ve aydınlık
Amasya’nın dar fakat temiz ve düzgün sokaklarını görünce Bornova Belediyesine de seslenelim: “Belediye! Bak, temiz dar ve düzgün olabiliyormuş, istenince.”
Kral mezarları
Bayıldım, şu güzelliğe bakın
Ve Erzurum’a devam, yolda bir yerde
Akşama doğru Erzurum’a yaklaştık:
Işığın güzelliğine, havanın tadına bir bakın, küçük bir video:
Ertesi sabah Erzurum Öğretmenevinden genel görünüş:
Erzurum’a devam, tarihi eserler çirkinleştirmek için reklam panolarıyla çevrilmiş. Ne kadar dahiyane bir belediyecilik. Bir taraftan Palandöken'e tesis yap diğer taraftan bunu yap. Tebrikler.
Selami Bey (sagdaki Beyefendi), iş dolayısıyla tanıştığımız bir erzurum aşığı, bize Oltu taşından tesbih yaptırdı, çok teşekkürler Selami Bey.
Erzurum Kongresi. Ah ah. Şimdi de BOP kongresi, İmralı kongresi, AB kongresi. Nereden nereye.
Ve öğleye doğru yola devam
Biraz da düşünelim, 2 + 2 = kaçtı yahu...ıh ıh....
Onlar hazır
Erzurum’dan Artvin’e giden yol gerçekten müthiş. Kanyonlar içinde bir yanda kaybolmuşluk hissi, bir yandan yanı başında akan dereden “yalnız değilsin” sesi; etkileyici bir karşıtlık.
Burada yol alırken nedense tatlı bir yalnızlık duygusu kapladı içimi. Volki de benzer bir duygu içinde, fazla konuşmadık, bu yalnızlığa kabalık etmek olurdu.
Ve Artvin’e doğru giderken Artvin Barajı İnşaatı. Zemin biraz kötü. Sıkıştırılmış toprak ama yer yer mutedil dalgalı. Kamyonlar son sürat hoplaya zıplaya yanımızdan geçiyor. Ezercesine. Teşekkürler yurdumun güzel kamyon şoförlerine, hepinizin öyle olmadığını biliyorum.
Bu arada Volki saymıştı tünel sayısını, tam hatırlayamadım ama Tünel manyağı oldum.... :)
Video için:
Volki’yi beklerken ;)
Sonunda geldin Volki :)
Artvin ve civarı
Pirinkaya Geçidi
Ve Şavşat’a doğru gittikçe ruhumuz kimyamız değişiyor:
Şavşat’i geçtik, devam ediyoruz ki, yolda bir Chopper. Artçısıyla çok düzgün bir sürüşle ilerleyen bir motorcu. Plaka yerli, sürüş ve emniyet iyi. Aklı başında biri belli ki. Durdurup sordum. Sağ olsun bize mihmandarlık yaptı ve çok güzel bir motel de kaldık. (Sevgili Chopper sürücüsü Hüseyin ile birazdan sizi tanıştıracağım sizi de) Laşet Motel Şavşat. Şiddetle tavsiye ederim.
Bu noktadan sonra yolu tarif etmem mümkün değil. O havayı solumanız, o anı yaşamanız gerek. Sanki derinlik hissinde bir artış oluyor, sanki gözünüzün beyine gönderdiği sinyaller, daha önce hiç kullanmadığınız bir program çalıştırıyor.
O kadar yorgun olmama rağmen o gün o yol hiç bitmesin istedim...maalesef ışık fotoğraf çekmeme yetecek kadar yoktu, ayrıca ne yalan söyleyim o an, o yolu sadece kendimle paylaşmayı istedim.
Odadan manzara ve işte sadece kendime ayırdığım sürüşün yapıldığı yollardan küçük bir kesit
Volki “Ride Turkey” sticker’ini otelin kapısına yapıştırıyor.
Şavşat’dan Sahara yaylasına doğru devam derken:
"Nereden gelirsin Prenses, nereye gidersin beyaz pelerininle?"
Buluta yaklaşıyoruz, hava soğuyor, Volki halinden pek bir memnun. Soğuk hava ona iyi geliyor...ciğerlerini o güzel havayla dolduruyor.
Buyrun firkete, buyrun alp’ler, buyrun Şavşat
Şu somun ve cıvata yığınına bakıyorum. Tekerleğin icadından beri bir tekerlekle yapılabilecek en iyi şey olduğuna karar veriyorum. Hiç gururu da yok, kafasını eğip orada o manzaranın tadını çıkarıyor sanki benimle. Kuzum ya..
Ağustos’un ilk haftası her yer yanıyor....pehhh burada burası ise 10 derece. Pek bir güzel oluyor serinlemek.
Stephen King için iyi malzeme çıkardı buradan “Bulutlu Köy - The Cloudy Village”
Sahara Yaylasına devam, ya da bulutla dans etmek…
Buluta yakın olmak...daha önce hiç dokunmadığın bir tene yaklaşmak, sıcaklığını hissetmek gibi...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
